Sıfırdan Organik Çiftlik Kurmak: Maliyetler, Zorluklar ve Sabrın Bedeli

Bu hafta biraz daha kişisel bir konuya değinelim istiyorum. Son yıllarda şehirden köye göç eden, doğayla iç içe bir yaşam hayali kuran o kadar çok insanla karşılaşıyoruz ki... Birçoğu bize ulaşıp "Nasıl başladınız, ne kadar maliyeti oldu, değer mi?" gibi sorular soruyor. Ben de kendi 10 yıllık tecrübemizden yola çıkarak, sıfırdan bir organik çiftlik kurmanın finansal gerçeklerini biraz paylaşayım dedim. Çünkü bu iş genellikle romantik bir hayal gibi başlıyor ama çok geçmeden ciddi bir girişimcilik sınavına dönüşüyor. Önceden uyarayım: Kolay değil, ucuz hiç değil ve düzlüğe çıkmak için yıllar sürecek yoğun bir çaba gerekiyor. En azından benim tecrübelerim ve gözlemlerim bu şekilde.

Öncelikle, sıfırdan başlamanın demirbaş maliyetlerinden bahsedelim. Araziyle başlıyor her şey. Uygun bir arazi bulmak –sulama imkânı olan, yola yakın, toprak yapısı verimli, elektrik olan– zaten başlı başına bir macera. Ülkemizde organik tarıma uygun bölgelerde dönüm fiyatları bölgeye göre değişse de, ortalama 100-200 bin TL arasında başlayıp milyonlara çıkabiliyor. Özellikle büyük şehirlere yakın yerlerde fiyatlar ticari olarak anlamsız seviyelere ulaşıyor. Diyelim 20-30 dönüm bir arazi aldınız; sadece bu kalem bile milyonlarca lira tutabilir. Bu nedenle ilk etapta uzun süreli kiralama imkânı olan yerleri değerlendirmekte yarar var. Bunun için de emlak siteleri yerine, bölgede yaşayan insanlarla görüşmenizi tavsiye ederim.

Sonra altyapı masrafları geliyor: Çit sistemleri, sulama sistemi (damla sulama boruları, depo, pompa, sulama havuzu, sondaj), seralar veya gölgelik kurulumları, traktör ve traktör arkası ekipmanlar, depolama binaları, elektrik-su bağlantıları, arazi içi yollar, el ekipmanları ve aletler, taşıma için ticari araçlar... Liste bu şekilde uzayıp gidiyor. Bunlar için başlangıçta 5-10 milyon TL gibi bir maliyeti gözden çıkarmak lazım –tabii ölçeğe ve bölgeye göre değişecektir. Bizim gibi polikültür yapan, yüzlerce çeşit ürün yetiştiren bir çiftlikte bu rakamlar daha da şişiyor çünkü tek tip üretimlerde olduğu gibi spesifik standart ekipmanlarla idare edemiyorsunuz. Tecrübesizlik burada da devreye giriyor; ilk yıllarda yanlış yatırımlar, boşa harcanan paralar...

Bir diğer önemli nokta da organik tarım geçiş süreci: Eğer çalışmaya başladığınız arazide yıllardır konvansiyonel tarım yapılmışsa –ki çoğu öyle– yasal geçiş süresi 2-3 yıldır. Bu dönemde üreteceğiniz ürünler geçiş ürünü olarak değerlendirileceğinden organik sertifikası ile satılamazlar. Bu durum gelirinizi önemli ölçüde düşürürken, maalesef masraflarınızı pek azaltmayacak. Yasal geçiş sürecinin yanı sıra toprağın ve doğanın iyileşme süreci ise hiç bitmeyen bir yolculuk. Bu noktada her yılın bir önceki yıldan daha iyi olacağını bilmek motivasyonunuzu ve dayanma gücünüzü arttıracaktır.

Bir de marka oluşturma süreci var ki, bu görünmez ama en ağır kalemlerden biri. Sertifika maliyetleri, denetimler, evraklar, analizler... Bizim gibi çok çeşit ürün üreten işletmeler için bu maliyet yıllık 200-300 bin TL'ye ulaşabiliyor. Paketleme, etiketleme, marka tasarımı, web sitesi, sosyal medya yönetimi... Müşterilere ulaşmak için pazar tezgahları, online satış platformları –hepsi ayrı ayrı maliyet ve iş yükü. Özellikle ilk yıllarda ürettiğiniz ürünleri potansiyel müşterilerinize ulaştırmak ve sunmak oldukça zor olabiliyor. Ürünlerin saklama ömürlerinin çok kısa olması ve kolaylıkla satılamaz hale gelmeleri de çözmeniz gereken başka bir sorun.

Bir de iş gücü var tabii. Tek başınıza olsanız bir dert, çalışanlarınız olsa ayrı bir dert. Tüm işi kendiniz yapmaya kalkarsanız geceniz gündüzünüz kalmayacak, boş zaman nedir bilemeyeceksiniz. Çiftlik hastalık bile dinlemez. Çalışanlarınız olmaya başladığında ise çok daha büyük bir sorumluluk altında olacaksınız ve hatalarınızın maliyeti artacak. Mevsimlik işçiler, sabit çalışanlar, part-time elemanlar... SGK, maaşlar, yemek-yol masrafları derken defter iyice kabarıyor. Vergiler de cabası: KDV, stopaj, gelir vergisi, muhasebe...

Sonraki yıllarda ise amortisman, bakım ve geliştirme maliyetleri devreye giriyor. Ekipmanlar eskimeye, bozulmaya başlıyor; belki bir konaklama alanı eklemek istiyorsunuz, çiftlik hayvanları da olsun diyorsunuz, yeni teknikler için yeni ekipmanlar gerekiyor. Her geçen gün gözünüze batan eksiklikler artıyor ve çiftliği büyütmek, yeni ürünler eklemek istiyorsunuz; bu da sürekli nakit akışı gerektiriyor.

Bizim tecrübemizde, ilk 3-5 yıl ciddi zarar yazdık –verim düşük, maliyet yüksek, geçiş sürecinin etkisiyle toprak henüz tam yanıt vermiyordu. Sonraki yıllarda ise yatırım ve sabit çalışanmaliyetleri nedeniyle nakit akışını yönetmekte çok zorlandık. Düzlüğe çıkmak, yani giderleri gelirle dengelemek ve kâr etmeye başlamak bir noktadan sonra artık sizin vereceğiniz bir karar haline geliyor. Bizim gibi yatırımlara devam ettiğiniz sürece hiçbir zaman kar edemiyorsunuz ama sonunda işleyen gerçek bir çiftliğe sahip oluyorsunuz.

Her ne kadar karamsar bir tablo çizmiş olsam da umutsuzluk yok! Özellikle demirbaş maliyetleri için tarımsal kredilerden kesinlikle faydalanmanızı tavsiye ederim. Bunun yanı sıra diğer destek ve teşvikleri de takip etmelisiniz. Bunlar doğru kullanıldığında maliyetleri büyük oranda hafifletiyor, ileriki yıllarda da işletmeyi büyütmek için size olanaklar sunuyor. Eğer bu krediler olmasaydı çiftliği bugünkü haline getirmemiz asla mümkün olmazdı. Verebileceğim bir diğer önemli tavsiye ise yatırımınızı yapmadan önce hayalinizdekine benzer çiftliklerde tecrübe edinmeniz olacaktır. En az 1-2 yıllık bir süreyi gönüllü olarak çiftliklerde geçirmek sizi kendi yapacağınız yatırımda milyonlarca liralık hatalı masraflardan kurtarabilir. Sonrasında ise yatırımınızı yapmadan önce ve sonrasında bir süre daha danışmanlık hizmeti almayı düşünebilirsiniz.

Özetle, sıfırdan organik çiftlik kurmak milyonlarca liralık bir yatırım ve yıllar sürecek bir sabır testi. Bu sürece pahalı bir eğitim gözüyle bakmak ve yaptığınız işten keyif almayı öğrenmek çok önemli. Sabır burada en büyük sermaye; birçok kişi bu süreçte maalesef pes ediyor veya masrafların altında eziliyor. Eğer güçlü kalabilir ve direnebilirseniz sonunda başarı gelecektir.Tecrübesizlik, pazarlama zorlukları, geçiş süreci, sürekli masraflar şüphesiz ki sizi yıpratacak. Ama toprağın canlandığını görmek, kendi ürettiğimiz temiz gıdayı paylaşmak, bir topluluk oluşturmak... İşte bunlar gerçekten paha biçilemez. Eğer bu yola çıkmayı kafanıza koyduysanız, gözünüzü karartın ama hesaplarınızı çok iyi yapın. Ve en önemlisi ise - bir hedefe koşmak yerine, süreçten keyif alın.

RELATED ARTICLES