Çiftlikte Zaman Algısı

Araya bayramın girmesi ve çiftlikteki işlerin yoğunluğundan dolayı 3 haftadır yazacak fırsat bulamamıştım. Şimdi kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bugün 39 yaşıma girerken, yılların geçişi ve zaman algısından biraz bahsetmek istedim.

Birçok insan arkasına dönüp baktığında “Zaman ne kadar hızlı geçti!” diye yakınıyor. Oysadeğişen şey geçen zamanın hızı değil, sadece bizim onu algılayışımız. Hayatımızın ilk yıllarında her bir yıl, sahip olduğumuz toplam tecrübenin oldukça büyük bir kısmını oluştururken, yaş ilerledikçe bu oran hızla düşüyor. 10 yaşındaki bir çocuk için 1 yıl hayatının %10’uyken, 50 yaşındaki biri için bu oran %2’ye iniyor. Matematik burada acımasız: Her yeni yıl, geçmişin ağırlığını daha az etkiliyor.

Zamanın hızlı aktığı yanılgısının bir diğer büyük sebebi ise rutinleşen hayatlarımız. Gençken her şey yeni, heyecan verici ve dolu dolu. Beynimiz kıpır kıpır. Ancak zamanla günler birbirine benzemeye başlıyor. Dünle bugün arasında fark kalmayınca beyin de “Bunu kaydetmeye değmez” diyerek silmeye başlıyor. Sonuç? Dönüp baktığınızda “Bu yıllar nasıl geçti?” hissi.

Tabii o rutin günlerin içindeyken ise durum tam tersi: Zaman sanki ağır çekimde akıyor! Sabah kalkıyorsun, aynı işler, aynı telaş… Haftasonu hayali ile geçen bir hafta daha. İşte bu kısır döngüden kurtulmanın en güzel yolu, hayatımıza sürekli küçük de olsa yenilikler katmak. Beynine “Bu günü de hafızaya al, ilginç bir şey oluyor” sinyali vermek gerekiyor.

Bu noktada çiftlik hayatı farkını ortaya koyuyor. Her gün yeni bir macera, çözülmeyi bekleyen bir sorun, mevsimin dayattığı farklı işler, beklenmedik misafirler ve sürekli değişen planlar… Traktörün yine tam da en kritik anda arıza yapması, beklenmedik bir dolu yağışı, bir anda beliren salyangoz ordusu ya da gönüllülerin “Bu mantarı yiyebilir miyiz?” sorusuyla başlayan sohbetler… Çiftlikte de bir rutin var ama sıkıcı değil. Her mevsim kendi senaryosunu yazıyor.Yeni bir şey yapmasanız bile mevsimle beraber doğanın değişimini her gün gözlemleyebiliyorsunuz.

10 yıl önce başladığımız bu serüvene baktığımda, inanın sanki 50 yıldır buradaymışız gibi hissediyorum. Acısıyla tatlısıyla binlerce anı, onlarca farklı ülkeden gelen binlerce insan, sayısız hata ve onlardan çıkarılan dersler… Hâlâ bu işi ayakta tutmak için çok yoğun bir çaba sarf ediyorolsak da, asıl kazancın bütün bu birikmiş anılar olduğuna inanıyorum.

Hayatımızın sonunda kaç yıl yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız çok daha büyük anlam taşıyor. Bu yüzden her gün yeni bir şey denemeyi, öğrenmeyi, alışkanlıklar edinmeyi ve hedefler koyma asla bırakmamalıyız.

Eğer dönüp arkaya baktığınızda zamanın çok hızlı geçtiğini düşünüyorsanız, hiç beklemeden bugün hayatınıza küçük bir yenilik katın. Belki bir fide dikersiniz, belki egzersize başlarsınız, belki de yıllardır ertelediğiniz o hayali gerçekleştirmek için bir adım atarsınız.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Bol anılı, keyifli ve dönüp baktığınızda koca bir ömür yaşadığınızı hissetmenizi dilerim!

RELATED ARTICLES