Pestisit Analizli Etiketi: Organik mi Sandınız?

Son haftalarda market raflarında, sosyal medyada ve hatta bazı pazar tezgahlarında sıkça görmeye başladığımız "pestisit analizli" ürünler nedir, ne kadar güvenilirdir ve yasal bir dayanağı var mıdır? Gelin bu soruları hep birlikte cevaplayalım.

İlk olarak şunu netleştirelim: T.C. kanunlarına göre "pestisit analizli" diye bir gıda kategorisi ya da modeli bulunmamaktadır. Daha önceki yazılarımda da sıkça vurguladığım gibi, tarım ürünleri temelde üç gruba ayrılır: konvansiyonel, iyi tarım ve organik tarım. İyi tarım ya da organik tarım sertifikası taşımayan tüm ürünler –ne şekilde pazarlanırsa pazarlansın– sonuçta konvansiyonel üründür. Çünkü bu ürünlerin üretim ve satış süreçlerinde herhangi bir resmi denetim ya da yasal prosedür uygulanmamıştır. Dolayısıyla "pestisit analizli" diye etiketlenen ürünler de konvansiyonel kategorisine girer ve yalnızca ürünü satan firmanın kendi kontrollerine tabidir; bağımsız bir denetime ya da yasal bir sorumluluğa sahip değildir.

Peki bu ürünlere ne kadar güvenebiliriz? Cevap aslında gayet açık: Güvenemeyiz. Ürünü pazarlayan firma tarafından yapıldığı iddia edilen ancak nasıl, hangi sıklıkta, hangi orandaalındığını belli olmayan numunelerin analiz sonuçlarına güvenmek mümkün değildir. Kaldı ki satıcı firma bu sürecin hiçbir anında yasal bir sorumluluk üstlenmediği gibi bağımsız kuruluşlarca da denetlenmemektedir. Üstelik satıcı firma ne kadar iyi niyetli olursa olsun, tonlarca ürünün farklı üreticilerden geldiği bir sistemde, basit bir pestisit analiziyle her şeyi garanti altına almak imkânsızdır. Organik tarım yönetmeliğinde çapraz bulaşmayı (kontaminasyon) önlemek için çiftçiye dayatılan onlarca kuralın nedeni de tam olarak budur. Sentetik girdilerden tamamen arınmış ürünler elde etmek için tek bir analiz yetmez; bütün üretim zincirinin denetlenmesi gerekir.

Nitekim bu söylediklerimi doğrulayan somut bir örnek geçtiğimiz günlerde yaşandı. Ünlü bir zincir markette "pestisit analizli – tespit edilmedi" etiketiyle satılan biberlerde, bağımsız incelemelerde Avrupa Birliği'nde yasaklı olan ve genotoksik risk taşıyan Spiromesifen adlı sentetik pestisitin, konvansiyonel ürünler için belirlenmiş sınır değerlerin 10 ila 25 katı oranında tespit edildiği ortaya çıktı. Yaklaşık 10 yıldır organik tarım sektörünün içinde olan bir üretici ve tüketici olarak açıkçası bu habere çok da şaşıramadım. Çünkü dökme ürünlerde denetim sürecinin ne kadar kırılgan olduğunu çok iyi biliyorum.

Dökme sebze-meyve ve yeşillik gibi ürünlerde denetim süreci son derece zor ve öngörülemezdir. Konvansiyonel tarımda kullanılmış ikinci el bir sebze kasası bile yediğiniz gıdaya pestisit bulaştırabilir. Bu yüzden organik üreticiler olarak sayısız önlem alır, bağımsız kuruluşlar tarafından sürekli denetlenir ve bu işin yasal sorumluluğunu üstleniriz. Peki hiçbir sorumluluk almadan, insanların sağlıklı gıda arayışını bu şekilde suistimal eden kişi ve kuruluşlara karşı bir yaptırım uygulanacak mı? Maalesef pek umutlu değilim.

Bir diğer kritik nokta da pestisit kalıntı sınırlarıdır. "Pestisit analizli" etiketi, o üründe hiçbir pestisit bulunmadığı anlamına gelmez. Tarım ve Orman Bakanlığı, konvansiyonel ürünlerde her bir pestisit için belirli eşik değerler (maksimum kalıntı limitleri) belirlemiştir. Organik tarımda ise durum tamamen farklıdır: Hiçbir oranda sentetik girdi kalıntısına izin verilmez; sıfır tolerans esastır.

Kısacası, "pestisit analizli" diye pazarlanan ürünler, resmi bir denetime ya da yasaya tabi olmayan, tamamen tüketicinin sağlıklı gıda arayışını kullanarak yapılan bir pazarlama stratejisinden ibarettir. Asla ve asla organik ürünün alternatifi değildir. Sağlıklı ve gerçek anlamda temiz gıdaya ulaşmak için sertifikalı organik üretime güvenmeye devam etmeliyiz. Çünkü organik tarım, sadece bir etiket değil; toprağın, üretimin ve tüketimin tamamını kapsayanyasal bir taahhüttür.

RELATED ARTICLES